Dizi dünyasının sihirli formülü
NBC, “Friends” ve “ER” ile 1995’te altın çağını yaşamıştı. ABC’nin “Desperate Housewives”, “Lost” ve “Grey’s Anatomy” hitlerine uzun süredir sessiz olan NBC’nin güçlü cevabı “Heroes” oldu.
Dünyada yerel diziler ve Coupling, Office gibi birkaç istisna hariç Amerikan dizileri seyrediliyor. Dallas, Hanedan, Bonanza döneminden beri bu böyle. Ancak son yıllarda Amerikan dizilerinin kendi arasındaki rekabeti inanılmaz boyutlara vardı. Pilot çekimi bir yana 3 - 4 bölüm sonra yayından kaldırılan birçok diziyle karşılaşıyoruz. Bir dizinin başarısında karakter tahlilleri, kurgunun yanı sıra yayınlanma dönemi de çok önemli. Heroes’un yaratıcısı Tim Kring, Lost’un yaratıcılarından Damon Lindelof ile çok iyi arkadaş ve ikisi Crossing Jordan dizisinde beraber çalışmışlar. Ya Heroes bundan 1-2 sene önce herkesin Lost diye inlediği ve etrafta Threshold, Invasion, Surface gibi bir sürü doğaüstü olayların cereyan ettiği dönemde çıksaydı, bu sükseyi yaratabilir miydi dersiniz?
O zaman nedir bir diziyi başarıya ulaştıran şey? Bu işin gizli bir formülü var mı? Heroes’ta olay Tim Kring’in çok iyi bir gözlemci olmasında yatıyor. The X-Files ile 1990’lı yıllarda başlayan esrarengiz, bilinmeyen, kararsız, şüpheci ve cesur furya, şekil değiştirip gelişerek devam ediyor. Tabii bunda görsel olarak teknolojinin geldiği nokta ile eskiden düşünüldüğü halde yaratılamayan sahnelerin artık rahatlıkla çekilebiliyor olmasının da büyük etkisi var. Türkiye’de CNBC-e tarafından yayınlanana kadar harcanmış The X-Files’a sarılan, Lost’a hemen adapte olanla Heroes’u bağrına basan kitle temelde aynı. Tabii Heroes’ta ağırlıklı olarak işlenen çizgi roman motifleri aynı zamanda yaşı nispeten genç olan Buffy the Vampire Slayer ve Smallville jenerasyonunu da kendine bağlıyor.
Belki de bu dizilerin tamamının çıkış noktası olan The X-Files mükemmel bir diziydi ama sekiz sene Mulder’ın kızkardeşini araması üzerine saplandı kaldı. Şimdi ise seyirci daha da sabırsız. İlk bölümleriyle çok büyük bir fan kitlesi edinen Lost’un reytingleri bile giderek düşüyor. Burada devreye Tim Kring giriyor. Lost’un nerelerde eksik kaldığını çok iyi takip edip, kısa kurgularla birkaç bölüm içinde sonuçlanan, ancak bunlardan bağımsız olarak sürekli daha fazla ipucu verilen daha büyük bir kurgunun parçalarını yavaş yavaş ortaya çıkarıyor. Birçok dizideki gibi limitli bir karakter yapısı yok. Tıpkı Lost’ta olduğu gibi dizinin içine girecek karakterlerin çeşitliliği tamamen dizinin yaratıcılarının eline kalmış.
Heroes vs. Lost
Sıradan insanların bir gün değişen hayatı. Aslında bu konsept çok yakın bir zamanda yine çok başarılı bir yapım olan Lost’ta da kendini gösteriyor. Kısaca dünyayı ciddi şekilde saran iki dizinin benzerliklerine bakarsak:
- İki dizide de ırkların tamamen birbirine karışmasına tanık oluyoruz.
- Olay kurgularında kader, tesadüf ve talih öğeleri hâkim.
- Çizgi roman kavramı ve yinelenen motifler (Lost’ta Dharma, Heroes’ta Helix motifi)
- Garip bilimsel deneyler ve süper insan konsepti.
İki dizinin birbirinden ayrılan taraflarına da bakalım:
- Lost arada bir meydana gelen “İnanmıyorum” anlarına bel bağlamış durumda. Heroes’ta ise uçan politikacıdan, kendini iyileştiren ponpon kıza birçok kendi içinde tutarlı ama absürd ve yaratıcı karakter mevcut.
- Lost’ta çok fazla farklı hikâye var. Heroes’ta da ilk birkaç bölüm bundan bayağı korktum. Ama şu ana kadar aslında birbirinden bağımsız ve alâkasız gözüken, aynı coğrafyada bile olmayan kahramanlar sürekli bir iletişim halinde. Bu yüzden “Bir bölümün en önemli karakteri bir daha 10 bölüm ortada yok” gibi durumlar olmuyor.
- Heroes’ta olay örgülerinde rastgele ortaya çıkan ve bir daha bölümler boyu kendisinden haber alınamayan gizli hikâye parçacıkları yok. Seyircinin kafasına takılan bir sorunun yanıtı için yıllarca beklemesi gerekmiyor.
Lost hâlâ çok iyi bir dizi. Ancak Tim Kring, Heroes’ta –şu ana kadar ki dönem için konuşuyorum– Lost’u çekici kılan kısımları aynen alıp, kendince gördüğü eksiklikleri de giderme yoluna gitmiş. Ortaya çıkan dizi şu anda dünyayı kasıp kavuruyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı röportajında Kring beş senelik hikâye kurgusunun hazır olduğunu söylemiş. Umarız Heroes seneler boyu sağlam karakter betimlemeleri ve oturmuş sürprizli hikâye kurgusu ile bizleri şaşırtmaya devam eder. Nevzat Aydın
Babadan oğula geçen görev
Aslında bütün dizi Chandra Suresh’in yaratılmasına hayatını adamış olduğu liste etrafında dönüyor. Ama Chandra çoktan ölmüş ve görev babadan oğula –Mohinder Suresh’e- geçmiş. Mohinder biraz daha az konuşsa sizce de daha iyi olmaz mıydı? Yapımcılar ya ona da acilen bir özel güç bulacak ya da Mohinder giderek seyirciye daha antipatik gelecek gibi. Peter Petrelli de başlarda tutuk, ne yaptığını bilmez bir halde etrafta dolaşıyordu. Tam “Neden bu dizi bu kadar Peter’ın etrafında dönüyor?” diyorduk ki son bölümlerde Peter’ın tıpkı ponpon kızı kurtardığı gibi dünyayı da kurtarma potansiyeline fazlasıyla sahip olduğunu görüyoruz. Peter Petrelli, Sylar karşılaşmasının ilk raundunda bir kazanan çıkmadı. Ama Peter’ın ilk bölümlerdeki ürkek halini düşündüğümde ikinci bir raund olduğu takdirde Sylar’ın yerinde olmak istemezdik.
Mohinder’da ise daha tık yok. Zaman zaman bana 24’teki sevgili Kim Bauer’ı hatırlatıyor.
Yazı Arşivi
CNBC-e Dergi'de yayınlanan "özel" Heroes dosyaları artık bilgisayarınızda!